geçmişimi açtım bugün, geçmişimi kurcaladım. elimde karaltılar kaldı. yüzümü berrak günlere döndüm, parlak günlere. acıtmıyor ki artık tenler, sözler ve öpüşler. sadece beklemek vardı eskiden, şimdi artık kımıldıyor hücrelerim. kalp suyum hızlanıyor, düşlerim rahat durmuyor aklımda, esiyor camdan rüzgarlar. ve geldi çattı yenilenme zamanı...
BULUŞTURDUM HARFLERİ. BİRLEŞTİRDİM HECELERİ. KELİMELERİM DOĞDU, ÇOK SANCILI OLDU. İÇİMİN KARANLIĞINDAN KAÇIŞ YOK.
24 Aralık 2009 Perşembe
18 Aralık 2009 Cuma
nefesim nefesine
16 Aralık 2009 Çarşamba
özel birine
şimdi yeni bir ışığım var,
yeni bir nurum,
içimi aydınlatan
ve ısıtan
biricik güneşim.
ne zaman sana böyle tutul/n/dum
ne zaman hissettim kalp suyumda?
sesini duymasam günüm eksik,
günüm yarım,
günüm solgun.
mutluluğun daim
huzurun temelli olsun
sevgilim....
24 Mayıs 2009 Pazar
sakın bakma
Bir kız vardı. Canı çok sıkılırdı. Hep huzuru arardı. Sonra bir gün içine bakmak aklına geldi. O da döndü, içine baktı. Ama orada gördüğü sadece karanlıktı. Kız korktu. Kız karanlıktan korktu. Kız kendinden korktu. Sonra üşüdü, hem de nasıl üşüdü, off çok üşüdü! Çünkü içinde onu ısıtacak hiç ışık yoktu. O da sordu içine "neden?" diye. "Neden benim içimde hiç ışık yok? Nedir bu içimin karanlığı? " Karanlık o kadar boştu ki, sesi yankılandı, yankılandı, yankılandı...Kız daha çok korktu bu kez. Sonra yine sordu: "Nedir bu içimin soğuğu? Hiç ısınmayacak mıyım?" Bu kez sesi çıkmadı, çıkamadı. Heceler birleşmedi, kelimeler ıssız kaldı. Damarlarından huzuru, hücrelerinden mutluluğu çekildi. Kız o an atomlarına ayrılacağını sandı. Ama ayrılmadı. Korktuğu olmadı. Birleşti, daha da çok, sımsıkı birleşti hücreleri. Kız düşündü, bu sefer içine değil de, o çok korktuğu karanlığa sordu sorusunu. "Sen neden içimdesin? Neden bu kadar siyahsın, soğuksun?" Karanlık önce sustu. Daha sonra güldü, güldü, öyle bir güldü ki...Kahkaları kesilmedi. Kahkahaları ürkütücüydü. Kız ürktü. Konuşmaya başladı karanlık, gülmesini tutmaya çalışarak: "Beni sen yarattın,kız. Ben hep içindeydim. Yalnızca sen farkımda değildin." Kız şaşırdı, sonra sordu: "Peki senden nasıl kurtulacağım ben?" O vakit karanlık, geceden de siyah, en siyah, gürledi: "Nereye gidersen git, içinin karanlığından kaçamazsın." Ve kızı yuttu gitti...
7 Mayıs 2009 Perşembe
diriliş
karanlık oldu, gece doğdu. siyah hüküm sürdü güneşin çekip gittiği coğrafyalarda. yalnız renkler korktu kuytularda. mor rüyalar gördü insanlar yağmurlu gecelerde. akıp gitti ruhlar bedenlerden sessizce, kimse hissetmedi hecelerin birleşemediğini. kelimeler kavgalıydı o karanlık günlerde, yalnız karanlık vardı, sade/ce karanlık…
ben böyle bir gecede karar verdim varolmaya, dirilmeye. küllerimden doğdum ve en günahkar kelimeleri çaldım geldim gizillerden. şimdi onları dağıtma, darmadağın etme zamanı…
23 Mart 2009 Pazartesi
sus şimdi
20 Mart 2009 Cuma
senden sonra
içimin volkanları patladı
eritti lavlar tüm umutları
ben hayallerimi doğal afette kaybettim
enkaz altında kaldı kısa hayatımın hatıraları
patlama
bu/gün
yeni çağ
19 Mart 2009 Perşembe
ben
sır
müzik
-----
cenin
annemin rahminde bir cenin olsam.
kaçsam dünyanın kirinden;
bir otel odasında ölü bulunsam...
sızı
ne saçma
güller
yine
insan
insana güven olmaz.
ahlak
elem
bulantı gibi yazma isteği peydah oluveriyor aniden. kıskanmasam şairleri belki hayat daha güzel olurdu. şimdi kelimelerimi saklamam lazım. diken diken olduklarında çıkarıp kullanacağım onları, silahçasına.
unutulmak
kırmızı günlerde tanıştık. veya yakıcı sarı. güneş gözümü aldı. anın zevkini yaşadı(k). rüya orada bitti. ama rüya kadar güzel değildi. hatta hiç güzel değildi. kurşun gibi ağır havayı solurken unutulma sözü verdik birbirimize. her şey o küçük zihinden çıkınca unutulacaktı.
öyle de oldu. unutuldu. acı mı? hayır, olması gerektiği gibi. olan gibi, olmuş gibi. bitik gibi. bitmiş hatta. tükenmiş, yozlaşmış bir macera. unuttum ben. aylarca. sonra bir telefon. sonra anımsama. sonra da gülümseme. çocuktuk, çocukluk yaptık sadece. yaramazcılık oynadık. o kadar. gerisi boş.
her şey beyoğlu'nda başladı ve beyoğlu'nda bitti.
niçin
çöp kutusu gibi beyinlerle dolu evrende hayalet gibi hissetmek lazım. kurtuluş sessizlikte. siyah günler kocaman belirsizliklere gebe. öze dönüş yaklaşıyor, ruhlar evlerini bulacak. dolgun geceler yağmur yağdıracak çürümüş bedenlere.
ölüm geliyorum demez, gelir. üretemediğimde ben de öldüm demektir. o zaman bir ağıt yazın benim için, sonra da ruhuma üfleyin. hafızalarınızı da temizleyin, orada çok yer kaplayacağım kesin.
hülya
saydam gibi, inci gibi, parlak gibi, ipek gibi.
saman gibi, güneş gibi, sarı gibi, sıcak gibi.
ağrı gibi, yara gibi, kesik gibi, acı gibi.
senin gibi, benim gibi, bizim gibi, biz gibi.
öyle bir şey gibi...
bir
bir ''çok'' var, düşlerin izinde.
bir ''ben'' var, kuşların gözlerinde.
bir ''hiç'' var, ''var''ın yüzeylerinde...
çok
biz sadece ''tek''iz, ben senin tekilin, sen benim tekelim...
özel
evet içimde bir yerlerde, -muhtemelen- midemde yarasalar yaşıyor. sürekli deriden, ince kanatlarını çırpıyorlar ve bu da beni acıktırıyor. acıktıkça pillere saldırıyorum yaşam enerjisi için. sevgi beni doyurmuyor, aşk ise sadece yemeklerden sonra bir ölçek. beynimde filler uçuşuyor, -evet filler de uçabilir- karnım ağrıyor çokça ve başım dönüyor. ne sıkıcı bir gün!
yazmak -çokça- da saçmalamak demek. -de, -da, -nerede, -orada...uçmak gibi yazmak lazım, saçma bir anda boşal(t)mak lazım, lazım olduğunda bulunmaz(lar) ama. bulmak lazım sinsice. peki ne lazım? orası meçhul...
of, saçmaladım bugün. aptallık hakkımı kullandım, kusura bakmayın...
insaf
dolduramadım düşlerimi. içi boş zihinler gibi korkarak bakmak lazım denize. her şeyin sonu gelmiş sanki. boşuna kürek çekmek gibi yazmak, yazmak gibi nefes almak, nefes alır gibi ölüvermek bir çırpıda. meşakkatli günler kapıda. güneşsiz kışlar gibiyim yalnız, sessiz, kifayetsiz...
göz pınarları oyulmuş bir kukla gibi gülümsüyorum, ağzım yırtılırcasına. iplerim kopmak üzere ve can yakıcı şakalar gibi gerilmekte derim. kavruk ağzımla çiğneyip tüküreceğim hayatı. gevrek hissedişler çare olacak belki.
sıkıldım. sonu yok.
ön/yargı
artık bıktım insanların aptalca önyargılarından...anlaşılmak bu kadar mı zor, anlaşılmak istemek bu kadar mı yanlış ve imkansız? yıldızsız gözlerde bulut aramak gibidir önyargısız bir zihin bulmak...
yani imkansız ne yazık ki. ey (aptal) insanlar! alın o kahrolası önyargılarınızı ve defolun gidin cehennemin derinliklerine! temiz yeryüzünde size yer yok!
bitik
öpmek lazım kapalı dudakları, kırmızısında erimek lazım huzurla...
dalmak lazım ışıksız gözlere ve kaybolmak lazım renginde cesaretle.
boş bir kalp bulmak lazım ve söküp atmak lazım onu aşkla, şehvetlice...
kapı
hayal
ama midem bulandı artık.
kaçıp giderken hırsın ortasından, bir ışık karşıma çıkacak. bulutsuz bir günde kargaları çağırır gibi onu çağıracağım. belirsiz bir amaçla sersemce umut edeceğim. sıkıldıkça saçmalayacağım, saçmaladıkça da sıkılacağım. kaçış yok. her şey oluruna varacak ben ne kadar çabalasam da. ruhani yakarışlar son bulacak ve manasız bir kelime kurtuluş olacak.
ama daha zamanı var.
tarihsiz
boş bir güne, dolu bir yaprak çeviriyorum, hatıralarla yüklü. tarihsel hatalar yapmak lüks olmuş gitmiş yitik hayatların kapısında.
ağzım acı. dişlerim yumuşadı. güçlü kuvvetli bir küfür savurmak lazım hayata.
en çok ben
anlamsızlık, anlayamamak, kelimeleri -doğru olanları- bulamamak.
ama güzel yine de...
yalnız(ca)
yalnızım
yalnızsın
yalnız...
olmak
| can sıkıntısıyla kavrulan yüreğim darlanmakta. hayat çok boğucu bugün. yorgun bakışlar süslemekte aynaları. kendine yabancılaşma zamanı gelmiş çatmış. saatler durmuş, gök grileşmiş. ahlaksız gülüşler dolduruyor kulakları. çay kırmızısı bir aşkı yaşamayı istemek artık imkansız. saklı acılar var hazinemde. gizliyorken hayalleri küçük sığınaklara, arsız şeytanlar gelip basacak benliğimi. ağırlaşacağım. taşımayacağım hislerimi. sonra da gidip satacağım onları bit pazarında, veya saçmalıklar sofrasında. sıkıntı ele geçiriyor ruhumu. kısık sesle konuşmak lazım, tanrı uyuyor çünkü. bir bozgun uykusu bu. yenilgiden sonra her yer sessiz. büyük savaş artık bitmiş. biz inananlar yenilmişiz. dünyaya korkunç bir inançsızlık ve itaatsizlik hakim. kaos her yerde. kırmızı alevler yokediyor sevgiyi. kaçış yok. umutsuzluk denizinde yüzüyorum sessizce. mavi balıklar görüyorum. kelimelerin keskin ekseninde dönerken harfler çaresiz dolaşıyorlar etrafımda. içim karanlık. son renklerimi de kaybetmişim kendimden habersiz. bu ne yorgunluk, bu ne bedbahtlık! dolup taşıyorum üzüntüyle. işte şimdi de kör oldum, gözlerim terk etti beni. kulaklarım sağır, ellerim tutmaz oldu. sade oldum, ''sade''ce oldum. tıkandım, nefes alamaz oldum. manasız oldum, saçma oldum. ama oldum... |
-----
sadeliğin sıkıcı evreninde kendime bir sığınak yarattım. gezegenler geçip gidiyorken yanı başımdan bana kurumuş gül yaprakları atıyorlar. elimi kaldırıyor ama tutamıyorum.
bugün hiç havamda değilim.
çöküntü
benliğim satmışken şarap ve ekmeğe, ellerim tuzlanıyor aniden. gök başıma kadar iniyor. korkmuyorum, sadece şaşkınım. cesaretime şaşırıyorum. manasız gülüşlerinde hayvanların düşünüyorum karanlık geleceği. iğrenç kalabalıklara karışmak son arzum.
özgürlük
özgür olmanın manasız arzusu yakıp kavuruyor yürekleri. duru sularla yüz yıkar gibi özgür olmak istiyor insanlar. oysa kendimize tutsağız. ve unutmuşuz bu esaretimizi. yalan yanlış şarkılarla kandırırken insanlar kendilerini çocuklara şeker dağıtır gibi bakıyorlar. son umut çıkmış gitmiş arka kapıdan. ama kimsenin haberi yok bundan.
sahtelikler uçuşuyorken havada gökyüzünün maviliği artık anlamsız.
karanlık
yağmur
| yağmur yağıyorken dudaklarıma, düşlüyorum imkansız gerçekleri. her nefes aldığımda bir melek daha çekiyorum ciğerlerime. bugünün anlamsız varoluşunun izdüşümüne sığınıyorum sessizce. aşk parmakuçlarıyla dokunuyor tenime yavaşça. hücrelerime kadar hissediyorum onu ve soruyorum: hani, nerede? düşsel komediler sahnelenirken sokaklarda, herkes derin bir uykuya dalmış. sadece ben uyanığım, çünkü uyku acı veriyor gözlerime. dili tutulan korkular gibi umarsız bir çığlık koparmak geçiyor içimden. korkmadan yürümek istiyorum karanlığa. tek başına tüketirken şehveti, damarlarımdaki kan çekiliveriyor. iliklerim kurumuş, beynim uyuşmuş. artık düşünemiyorum. düşüncelerimi çaldılar benden. soğuk sokaklarını arşınlıyorken aşkın, birden kelimelerin kifayetsizliği alıyor beni benden. içi boş hecelerle cümlesiz bir hayata başlıyorum. doldururken ağzımı manasız harflerle çok yoruluyorum ve dinlenmek istiyorum. kelimeler keskin. dudaklarım kanıyor... |
-----
korktum çokça,
kalbim bedenimden ayrıldı,
tutamadım avucumda
acının doruklarında
bir soru sordular bana,
bilemedim.
bıkıyorum
ellerim acıyor,
düşsel gerçekliğinde
aşkın.
derinlerimde,
ta derinlerimde
etimde, kemiğimde
hücrelerimde
bir de kaderimde
ve kederimde
bulunmaz bir hata
tarifsiz bir acı var.
anlatış
hastalık
şaka gibi bir trajedi hakim yine caddelere...
sıkıntı
nedir ki sıkıntı? kendi kendimize veremediğimiz sözleri tutamamak mı? veya kendimizin icat ettiği bir oyunda yenilmek mi? yüreğimizi gerçekleşmeyecek yalanlarla avutmak olabilir mi? saçmalık hepsi, hem de koca bir saçmalık...oyunun kurallarını bildiğimize göre kaybetmek niye?
kifayetsizleşiyorum sanki bu yalın günde...
mor
artık varolmak istemiyorum...
nedir ki
ağlama
fin
hayvan
ne demişler, insanoğlu düşünen bir hayvandır...doğru demişler...hepimiz birer hayvan değil miyiz? modern dünyanın değişmeyen ekseninde çıkarcı birer yaratığa dönüşmedik mi? bedensel zevkleri her şeyin üstünde tutan, her daim hazzın doruğuna çıkmaya çalışan, dinmeyen bir açlıkla etrafına saldıran, bencil birer hayvanız bizler. pornografik yaşamlar sürüyoruz hayatın izdüşümünde. çirkin elbiselerimizle içgüdüsel hareket ediyoruz. evet, adına ''beden'' denilen elbiseler giymişiz hepimiz, şıklığımız tamamlansın diye de hergün farklı bir maske takıyoruz, aynen ortaçağ soyluları gibi...hayatsal fonksiyonlarımız bir cenininkiyle aynı, ama masumiyetimiz ise asla değil. yitip giderken yaşamın tozları arasında, arkamızda bir kaos ortamı bırakıyoruz. kirlenmişiz, bedenlerimizi sunmuşuz alçakça zevklere, ruhumuzu ise çoktan satmışız şeytana...varoluşsal problemlerimiz yıkmış bizi çürük bir bina gibi, kalbimiz ise parçalanmış, et pazarında satışa çıkmış...iğrenç bir haldeyiz ve bu iğrençliğin farkında olmayacak kadar da düşkünüz...hayvanları rahat bırakalım,halen düşünebiliyorsak...
sözcüklerin tanrısı
boşluk
kelimelerle oynayamıyorum
dolduramıyorum içlerini
bırakamıyorum onları
solduramıyorum tenimde
etimde, kemiğimde
benliğimde bir düğüm hepsi
anlamsız bir yalan gibi
veya acımasız bir çocuk,
bu aci yakmakta etimi.
beden
aldatılmışlığı yaşıyoruz sıkıştığımız kalıplar içinde. en rahatsız kabımız bedenlerimiz. ah, bir kurtulabilsek ondan, hayat ne şen olacak... kalbimizden akan kan duracak, acımız dinecek. kendimizi seveceğiz. güzellik endüstrisi tarafından bize pompalanan kirden kurtulacağız. eşit ve özgür olacağız. özgürlük? sadece bedensizlikle mümkündür. fiziki ihtiyaçlardan arınmak, kalp ve beyinle bir bütün olmak, bu adi mezarlarımızdan çıkmak , tarifsiz bir mutluluk olacak aciz benliklerimiz için.
bedenimize bakmaktan kendimizi unuttuk. onu besliyoruz, bazen da aç bırakıyoruz, süslüyoruz, giydiriyoruz, yıkıyoruz...ama ne için? kabul görmek bu kadar mı önemli? ya ruhumuz? ona aynı ilgiyi gösteriyor muyuz? zihnimiz? onu beslemek için ne yaptık? hepimiz birer kukla olmuşuz bize dayatılan doğruların ışığında...
ben bundan kurtulmak istiyorum ve artık bedensizliği seçiyorum, özgür olmak için...