24 Aralık 2009 Perşembe

cesur

geçmişimi açtım bugün, geçmişimi kurcaladım. elimde karaltılar kaldı. yüzümü berrak günlere döndüm, parlak günlere. acıtmıyor ki artık tenler, sözler ve öpüşler. sadece beklemek vardı eskiden, şimdi artık kımıldıyor hücrelerim. kalp suyum hızlanıyor, düşlerim rahat durmuyor aklımda, esiyor camdan rüzgarlar. ve geldi çattı yenilenme zamanı...

18 Aralık 2009 Cuma

nefesim nefesine

kalbin göğsümde atarken ruhum da bedeninde nefes alıyor. neyin değiştokuşu bilmiyorum ama bu sevmek be adam...severken sevişmek...serin-puslu-güzel günler bizi bekler...daha dokunacağımız çok yara izi var...söylenecek çok söz...edilecek tembihler...güzel dilekler...unutulacak hatıralar...yerlerine gelecek yenileri....dinlenecek müzikler ve bizi bir yerlere götürecek vapurlar...bakılacak manzaralar...yaşanacak istanbul'lar...senin kentin, benim şehrim, senin karanlığın, benim yalnızlığım....hepsi...bizi bekler...

16 Aralık 2009 Çarşamba

özel birine

şimdi yeni bir ışığım var,

yeni bir nurum,

içimi aydınlatan

ve ısıtan

biricik güneşim.


ne zaman sana böyle tutul/n/dum

ne zaman hissettim kalp suyumda?

sesini duymasam günüm eksik,

günüm yarım,

günüm solgun.


mutluluğun daim

huzurun temelli olsun

sevgilim....

24 Mayıs 2009 Pazar

sakın bakma

    Bir kız vardı. Canı çok sıkılırdı. Hep huzuru arardı. Sonra bir gün içine bakmak aklına geldi. O da döndü, içine baktı. Ama orada gördüğü sadece karanlıktı. Kız korktu. Kız karanlıktan korktu. Kız kendinden korktu. Sonra üşüdü, hem de nasıl üşüdü, off çok üşüdü! Çünkü içinde onu ısıtacak hiç ışık yoktu. O da sordu içine "neden?" diye. "Neden benim içimde hiç ışık yok? Nedir bu içimin karanlığı? " Karanlık o kadar boştu ki, sesi yankılandı, yankılandı, yankılandı...Kız daha çok korktu bu kez. Sonra yine sordu: "Nedir bu içimin soğuğu? Hiç ısınmayacak mıyım?" Bu kez sesi çıkmadı, çıkamadı. Heceler birleşmedi, kelimeler ıssız kaldı. Damarlarından huzuru, hücrelerinden mutluluğu çekildi. Kız o an atomlarına ayrılacağını sandı. Ama ayrılmadı. Korktuğu olmadı. Birleşti, daha da çok, sımsıkı birleşti hücreleri. Kız düşündü, bu sefer içine değil de, o çok korktuğu karanlığa sordu sorusunu. "Sen neden içimdesin? Neden bu kadar siyahsın, soğuksun?" Karanlık önce sustu. Daha sonra güldü, güldü, öyle bir güldü ki...Kahkaları kesilmedi. Kahkahaları ürkütücüydü. Kız ürktü. Konuşmaya başladı karanlık, gülmesini tutmaya çalışarak: "Beni sen yarattın,kız. Ben hep içindeydim. Yalnızca sen farkımda değildin." Kız şaşırdı, sonra sordu: "Peki senden nasıl kurtulacağım ben?" O vakit karanlık, geceden de siyah, en siyah, gürledi: "Nereye gidersen git, içinin karanlığından kaçamazsın." Ve kızı yuttu gitti...

7 Mayıs 2009 Perşembe

diriliş

karanlık oldu, gece doğdu. siyah hüküm sürdü güneşin çekip gittiği coğrafyalarda. yalnız renkler korktu kuytularda. mor rüyalar gördü insanlar yağmurlu gecelerde. akıp gitti ruhlar bedenlerden sessizce, kimse hissetmedi hecelerin birleşemediğini. kelimeler kavgalıydı o karanlık günlerde, yalnız karanlık vardı, sade/ce karanlık…

ben böyle bir gecede karar verdim varolmaya, dirilmeye. küllerimden doğdum ve en günahkar kelimeleri çaldım geldim gizillerden. şimdi onları dağıtma, darmadağın etme zamanı…

23 Mart 2009 Pazartesi

sus şimdi

kalbimin sahibi, içimin pınarı adam, uzak düştü benden. üşüyorum şimdi. buranın ısısı kalbimin ısısından düşük. tenim ürperiyor, damarlarım çekiliyor onu düşledikçe. korkular sahipsiz, korkular saldırgan. kokusu gözlerimden yaş olup akıyor. özlüyorum çok, hem de çok...

20 Mart 2009 Cuma

senden sonra

senden sonra
içimin volkanları patladı
eritti lavlar tüm umutları
ben hayallerimi doğal afette kaybettim
enkaz altında kaldı kısa hayatımın hatıraları

patlama

hayırsız günlerdeyim. hecelerim donmuş. anlamıyorum sıkıntılarımı. dökülüyor harfler gözlerimden, ama birleştiremiyorum onları. dokunmak ten yakıyor bugünlerde. havaya yazıyorum hüzünlerimi, arkamda hiç kanıt bırakmamak için. kanıt olursa etim deşilir. üzgün kelimeler tenimi kanatıyor. ama hiç akmıyor kan dışarı. kanamak içeride, çünkü kanamak ayıp. yaralar bile utanmış bu arsız yalanlardan. utanç dolu anılar var belleğimde. ama bazen de an(ı)sızım gibi hissediyorum. biriktiremedim. ama neyi? bilmiyorum. bencil değilim, ben/cil konuşma gayretindeyim. acı dolu sayfaları yakacağım günlüğümün, kimse okumasın onları yoksa çok utanırım. utanmaktan ölürüm, utançtan değil. hiç yaşanmamış saymak istediğim anlarım var. bu kendimle hesaplaşma zamanı. hesabı kapatamadım bir türlü. içsel değerlerim yetmedi çünkü. kötü anlar illet gibi. huzursuz uykular var koynumda. geceler ıssız, hecesiz geçiyor. içimin volkanı patladı artık. lavlar eritti tüm umutları. ben hayallerimi bir doğal afette kaybettim. enkaz altındalar çokça. üzüldüm pekçe. pekiştirme harfleri ne kadar hüzünbaz. ince bir hüzün sızıyor bileklerimden. dışarı akıtmak lazım üzüntüleri. içim öldü, içimin üzüntüleri beni öldürdü. kara(m)/sardım ben. ne acımasız şu hayat. sabahlar ümit vaadetmiyor bana. gün yüzünü geceye çevirmiş çoktan. aydınlık bulanmış karanlığa. acı çok var, bitmek istiyorum, tükendi kelimelerim. kalmadılar, saydam oldular, uçup gittiler...

renkler

kaypak renklerin azizliğine uğradım bugün.
ve de azizlerin tecavüzüne.

bu/gün

tıkandım kaldım ıssız gecelerde. sesimi duyan kimse yok. boş heceler çıkıyor ağzımdan. manidar harfler dökülmek bilmiyorlar dilimden bir türlü. asırsız hayaller üretiyor zihnim ve ben çıplak elle tutmaya çekiniyorum onları, çünkü elimi kesebilirler. yeni korkular türüyor kendiliğinden ve aydınlık gittikçe çekilmez bir hal alıyor. üzüntü verici kokular ulaşmak üzere aklıma. dokunsal güçler çok kifayetsiz hüznün karşısında. aşka itaatsizlik ediyorum ve içimdeki ''ben''lerimi boşluğa itiyorum. ahlak eriyip gitmiş aşkın tuzunda ve kaçış yolları tıkanmış karanlığın. şimdi sessizlik zamanı.

yeni çağ

kanatırken heceleri dilime tuzlu tadı geliyor söylenmemiş kelimelerin. damağımda umarsız bir acı. kadife tenler anlamakta aşkı. her yeni dokunuş bir ölüm tuzağı. düşler kaçıp gitmiş kalplerden. boşlukta yüzüyor tüm zihinler ve kısır kalmış kadınlar acımasız döngülerin kurbanı. saygısız tutkular emir veriyorlar bedenlere. karşı koymak güç. iç ağrısı gibi olmuş tüm konuşmalar, edebi ve ebedi kaygılar unutulup gitmişler kimsenin uğramadığı yollarda. modern zamanlarda esir düşmek aşka çok kolay. zamansız çekip gitmeler yürekleri kanatıyor, ve akan kandan yeni zalimler doğuyor. sessizlik çok zor ve en yüksek sesler ahlaksızca damarlardan içeri giriyor usulca. hayat içi boş bir kemik gibi kırılmaya müsait. sevgiler arasında aşılmaz uçurumlar olmuş, kavuşması zor artık sevilene. dürüstlük erdemlikten çıkmış ve yalan çağı başlamış. yeni devirde herkes ruhsuz ve vahşice şehvete atılmış gitmiş...

19 Mart 2009 Perşembe

ben

rakamlarla acıyı betimlemek imkansız. harflerse çok kişiliksiz bugünlerde. hüzünbaz heceler işgal etmiş düşünceleri. ayıp sesler işitmek ne kadar can yakıcı. saçma bir günde, sade bir anda ağızda kahve tadıyla kan sesi duyuyorum çokça. yazmak eziyetli, düşünmek kanatıcı, hissetmek yokedici. kararsız heceler adım atmaya korkuyor, uçuşan seslerse bulanık kokuyor. artık kimse gelmiyor, artık kimse dönmüyor. herkes gidiyor sonsuz bir yolda. bulunmak için bekliyorum, bulunacağım günü iple çekiyorum

sır

emir kipi tutuşturdular elime. sır doluydu içi, sonra aldım onu bir küpe koydum, oldu sana sır küpü. küpemi koyduğum yeri unuttum, küpümü de kırdım attım. sırlar uçtu coştu, kaydı gitti ellerimin arasından. sırdım bugün, heryeri sırdım yavaşça, sırmak kolay da değil hani. sırdım dün, heceledim ama çözemedim kendimi. ağladım sonra, gözlerimden sırlar döküldü. sır sardı her yeri, kimisi kaydı düştü, kimisi bilemedi gitti. emir kipim yumuşadı, sırlarım döküldü, etraf kirlendi battı. sinirlendim sırrımı verdim bir arkadaşa, ama taşıyamadı ağır geldi ona, o da gitti sattı sırrımı pazarda. çok alıcısı çıktı sırrımın, zengin bir tüccar aldı onu götürdü sırlar ülkesine. benim sırrım da orada yeni arkadaşlar buldu ve çok mutlu oldu. ben de artık sırrım olmadığı için rahatladım. şimdi sırmıyorum artık, sadece dinleniyorum.

müzik

korktum bugün. kulağımda bilmediğim müziklerle boyumdan büyük işlere kalkıştım. hecelerim hapis, kelimelerim tutsak. içim yılgın, dudaklarım bezgin. sessiz harfler dökülüyor sade/ce sesimden. esintilerim kaybolmuş, düşten yataklarda uyumaya çalışırken. bedenim yorgun, ruhum şaşkın ve ben bozgunum. şimdi neşeli müzikler yankılanıyor kafatasımın duvarlarında. dökülecek damlalarım tükenmiş. ağzım kavrulmuş, damağım yanmış. bitişe gelinmiş.

sen

senden sonra
artık sade/ce kahve içiyorum
çünkü sütü bozuk
bir aşka kurban gittim.

-----

ölmüş ölmüş, ölmüş yaradanlık. gizli kalmış bağırışlar, hırçın düşmüş hissedişler. dokunuşlar bilmiş yürek acısını, bakışlar yönetmiş kalp ağrısını. bize de susmak düşmüş, sadece yazarken haykırabiliyormuşuz çaresizce.

cenin

ben sen olsam,
annemin rahminde bir cenin olsam.
kaçsam dünyanın kirinden;
bir otel odasında ölü bulunsam...

sızı

hislerin en yücesi derken birliksiz günlere gebe zihnim. manasız kalmış yazılarda hecelerin dans edişleri çok yaralayıcı. sahte neşeler bezemiş tüm benlikleri. üzüntüyle ağızdan çıkan harfler keskin, bıçak gibi. soğuk notalarla bestelerken yalnız yaşamları, esrik bulantılar gizlice yokluyor bedeni. cansız düşünceler uçuşurken havada renksiz hayaller onlara eşlik ediyor. buz gibi olan yürekler belirliyor kaderi artık. utanç dolu yıllar evreni sarıp sarmalamış arsız sevgililer gibi. melekler bile yalan söyleyip kaçmışlar çoktan. ezgisel nedenler kalmış ortada bir tek. ama artık onların da gidecek yerleri yok.

ne saçma

can acısı gibi yazmak farz oldu bugünlerde. uslüpsal sıkıntılar bastı bünyeyi.. her yudum bir daraltı. hırsız gözler sebepsiz neşeleri çalıyor. kibirin ekseninde yıkanan beyinler üretimsizliğin sınırlarında. gökyüzü bile bulanmış. mart gelmiş çatmış. etrafta bir bahar masalı. uyduruk güller bezemiş tüm kırları. kırsal kesimde yine esrik acılar. anlaşılmazlığın zihin bulandıran günlerinde deliler serbest kalmış şarkılar söyleyerek. saçmalamak? işte en büyük lüks.

güller

hırçın güller yetiştirip dikenlerini tene batırmak ve tenin kanayışını seyretmek haz verici. küçük kan damlaları sanki birer ölüm gölü. hikayeler anlatmak kendine ve akabinde emmek o kanı, dürüstçe değil. ağızda hissedilen kan tadı iştah açıcı. donuk bakışlar belirliyor kaderi. hecelerle dans etmek için dans dersleri almak lazım son zamanlarda. çalışmak yorucu, düşünmek kanatıcı. regl sancısı gibi hayatların eşiğinde tüterken düşler, buğulu camlar hüzün alıcı bir etkiye sahip. çığlık atmak kadar ahlaksız bir seste tüm sırlar gizli. sade fikirler donatırken evleri süsü yok bedenlerin. yalnızca nefes almak, artık tek beklenti bu.

yine

akıl almaz, manyakça dürtülerle yaşamaya çalışmak bir yerden sonra yorucu. sessiz harflerin fotoğrafını çekerken imgesel heceler poz vermek istiyor arsızca. kısa süreli bir baş dönmesi ve ağzın süt içtikten sonraki durumu. kuru damakla tatmaya çalışmak renkleri ne acı. çiğnerken hüznü ağzımda dağılıyor, belli ki son kullanma tarihi geçmiş. şimdi ikinci yarımı bulma zamanı, o hiç olmamış yanımı. boşluk hissi güvensizlik veriyor ve evren soğuk, çok soğuk...

kalp

kalbimi toprağa gömdüm, kurtçuklar onu yesinler ve aç kalmasınlar diye...

insan

ahlak insanların uydurmasıdır. insanların yalanlarına, pisliklerine maske takmasıdır. ahlak tamamen yalandır, düzenbazlıktır. gerçek olan tek şey düşünce ve hazdır. insan yaptıklarını haz duymak için yapar. bedensel hazlar önceliklidir, ama sonrasında manevi hazlar yer alır. fedakarlık yapmak da bir nevi hazza giden yoldur, böylece kişi takdir edilecek, ve egosunu tatmin edecektir. insan düşüncesi ise tamamen ahlaksızdır. her şey düşüncede olur biter. en namuslu insan bile düşüncesinde zina yapar, hırsızlık yapar, tecavüz eder. insan yalancıdır, pistir, çıkarcıdır. bencildir, kendinden başkasının iyiliğini istemez. çevresindeki tüm varlıklara eziyet eder, ve bundan haz duyar. zaten insanın önceliği de haz duymaktır.

insana güven olmaz.

kadın

kadınlığımı söküp atmak istiyorum, belki o zaman mutlu olurum...

ahlak

yılgın bir günde, bitik umutlarla çevrili adsız denizlerin soğuğunu hisseder gibi kargaşa doluyum. o derin mavilikte erimek, boğulmak istiyorum. sanki sarı yapraklar gibi sakin bir titreyişle anlamak lazım sırların dinamiklerini. dingin gözler diyarında göğüslerken savaşları, benim aklım yine onda olacak, hiç bende olmayan onda. saygısızlık dolu zihnimde yine ahlaksız düşler peydah olacak. hayallerle sevişeceğim bu gece. ya da sadece hayallerimde sevişeceğim. bu yazı çok ahlaksız oldu.

elem

bir elem havası var yakınlarda. hüzün kaplı her yer sanki. yüreğimde ince bir sızı hakim. gözlerim susuzlukla yanıyor. hayıflanıp duruyorum bir şeylere, ama çözemiyorum nedenleri(mi). ince notalar okşarken kulaklarımı ben olmayan günleri düşleyeceğim yine. kıskanacağım yine esmer günleri, güzel yazanları, şairleri, yazarları. sonra da saçmalık sosuna batırılmış bir şeyler karalayacağım kendimce. sıkılacağım bolca, hatta şimdiden başladım sıkılmaya.

bulantı gibi yazma isteği peydah oluveriyor aniden. kıskanmasam şairleri belki hayat daha güzel olurdu. şimdi kelimelerimi saklamam lazım. diken diken olduklarında çıkarıp kullanacağım onları, silahçasına.

unutulmak

''her şey beyoğlu'nda başlar ve beyoğlu'nda biter.''

kırmızı günlerde tanıştık. veya yakıcı sarı. güneş gözümü aldı. anın zevkini yaşadı(k). rüya orada bitti. ama rüya kadar güzel değildi. hatta hiç güzel değildi. kurşun gibi ağır havayı solurken unutulma sözü verdik birbirimize. her şey o küçük zihinden çıkınca unutulacaktı.

öyle de oldu. unutuldu. acı mı? hayır, olması gerektiği gibi. olan gibi, olmuş gibi. bitik gibi. bitmiş hatta. tükenmiş, yozlaşmış bir macera. unuttum ben. aylarca. sonra bir telefon. sonra anımsama. sonra da gülümseme. çocuktuk, çocukluk yaptık sadece. yaramazcılık oynadık. o kadar. gerisi boş.

her şey beyoğlu'nda başladı ve beyoğlu'nda bitti.

niçin

neden, neden diye soruyorum kendime. nedenlerim sıralı. ama cevapları yok suallerin. denize atılmış bir taş gibi biçareyim sanki. aristokrat ayaklarımla katediyorum uzun ince bir yolu. sonu yok, son yok. sadece başa dönüş var. kadınsı içgüdülerle doyurmaya çalışıyorum karnımı. havayı koklayınca yanmış sevgilerin kokusu geliyor burnuma, yanmış ve tükenmiş.

çöp kutusu gibi beyinlerle dolu evrende hayalet gibi hissetmek lazım. kurtuluş sessizlikte. siyah günler kocaman belirsizliklere gebe. öze dönüş yaklaşıyor, ruhlar evlerini bulacak. dolgun geceler yağmur yağdıracak çürümüş bedenlere.

ölüm geliyorum demez, gelir. üretemediğimde ben de öldüm demektir. o zaman bir ağıt yazın benim için, sonra da ruhuma üfleyin. hafızalarınızı da temizleyin, orada çok yer kaplayacağım kesin.

hülya

hayal gibi, imkansız gibi, yokluk gibi, hiçlik gibi.

saydam gibi, inci gibi, parlak gibi, ipek gibi.

saman gibi, güneş gibi, sarı gibi, sıcak gibi.

ağrı gibi, yara gibi, kesik gibi, acı gibi.

senin gibi, benim gibi, bizim gibi, biz gibi.

öyle bir şey gibi...

bir

bir ''tek'' var, gerçekliğin derinliklerinde.

bir ''çok'' var, düşlerin izinde.

bir ''ben'' var, kuşların gözlerinde.

bir ''hiç'' var, ''var''ın yüzeylerinde...

çok

ne ben yalnızım, ne de sen ıssızsın...


biz sadece ''tek''iz, ben senin tekilin, sen benim tekelim...

özel

zel bir günde, özel bir anda...kaybolup, yokolup gitmek lazım şatafatlı bir biçimde. karnım aç, hem de çok aç. bitmek tükenmek bilmeyen açlığımı dindirmem lazım. vermem lazım midemde yaşayan yarasaları birine.

evet içimde bir yerlerde, -muhtemelen- midemde yarasalar yaşıyor. sürekli deriden, ince kanatlarını çırpıyorlar ve bu da beni acıktırıyor. acıktıkça pillere saldırıyorum yaşam enerjisi için. sevgi beni doyurmuyor, aşk ise sadece yemeklerden sonra bir ölçek. beynimde filler uçuşuyor, -evet filler de uçabilir- karnım ağrıyor çokça ve başım dönüyor. ne sıkıcı bir gün!

yazmak -çokça- da saçmalamak demek. -de, -da, -nerede, -orada...uçmak gibi yazmak lazım, saçma bir anda boşal(t)mak lazım, lazım olduğunda bulunmaz(lar) ama. bulmak lazım sinsice. peki ne lazım? orası meçhul...

of, saçmaladım bugün. aptallık hakkımı kullandım, kusura bakmayın...

insaf

boşluk doluyum bugün ağzıma kadar, tıka basa. içim dolmuş taşmış. sıkıntı sarmış etrafını yüreğimin. cümle kurmaya takatim yok. ne zor şey kelime düşünmek, hece birleştirmek, anlam yüklemek...puslu gözler gibi hayal meyal görüyorum umudu. saçma bir harf geliyor aklıma ve haykırıyorum onu kendimce. ama bu harf çok köşeli, dilim kesiliyor.

dolduramadım düşlerimi. içi boş zihinler gibi korkarak bakmak lazım denize. her şeyin sonu gelmiş sanki. boşuna kürek çekmek gibi yazmak, yazmak gibi nefes almak, nefes alır gibi ölüvermek bir çırpıda. meşakkatli günler kapıda. güneşsiz kışlar gibiyim yalnız, sessiz, kifayetsiz...

göz pınarları oyulmuş bir kukla gibi gülümsüyorum, ağzım yırtılırcasına. iplerim kopmak üzere ve can yakıcı şakalar gibi gerilmekte derim. kavruk ağzımla çiğneyip tüküreceğim hayatı. gevrek hissedişler çare olacak belki.

sıkıldım. sonu yok.

ön/yargı

önyargı ağır bir zırh, eksi, çirkin bir elbise gibidir. veya yaydan çıkmaya hazır bir ok, karşı tarafın göğsüne saplanmak istenen bir mızrak. ama acıdır, acıtır, saçmadır, gülünçtür, cehalettir, boşluktur, inançsızlıktır, amaçsızlıktır, öyledir, böyledir, şöyledir, vesairedir...

artık bıktım insanların aptalca önyargılarından...anlaşılmak bu kadar mı zor, anlaşılmak istemek bu kadar mı yanlış ve imkansız? yıldızsız gözlerde bulut aramak gibidir önyargısız bir zihin bulmak...

yani imkansız ne yazık ki. ey (aptal) insanlar! alın o kahrolası önyargılarınızı ve defolun gidin cehennemin derinliklerine! temiz yeryüzünde size yer yok!

bitik

solgun yanakların ateşinde kavrulmak lazım sakince. sonra da o yanaklara inen gözyaşlarında yüzmek...

öpmek lazım kapalı dudakları, kırmızısında erimek lazım huzurla...

dalmak lazım ışıksız gözlere ve kaybolmak lazım renginde cesaretle.

boş bir kalp bulmak lazım ve söküp atmak lazım onu aşkla, şehvetlice...

kapı

çığlık atmak kadar kısa bir sürede gördüm ışığı. ölüler rıhtımında yürürken. bozulmuş ahlaklar kentinde doldurmuşlar bütün meyhaneleri. unutmak için değil, hatırlamak için sarhoş olunuyor sanki. sarhoşluk yeni bir yolculuğun kapısı. ama tüm kapılar kapalı.

hayal

kusasım var hayata. midem kapkaranlık olmuş ölümün kokusuyla. etim çürümüş, içim çekilmiş, bir aptallığın peşinde yuvarlanarak gidiyorum gürültüye. ne anlamsız başlangıçlar yaptım hayata...fikirsiz yaşamların pençesinde kıvrandım durdum şehvetle. içim içimi yedi bazen heyecandan. ölme korkusu taşıdım çokça. ölesiye yaşadım pekçe.

ama midem bulandı artık.

kaçıp giderken hırsın ortasından, bir ışık karşıma çıkacak. bulutsuz bir günde kargaları çağırır gibi onu çağıracağım. belirsiz bir amaçla sersemce umut edeceğim. sıkıldıkça saçmalayacağım, saçmaladıkça da sıkılacağım. kaçış yok. her şey oluruna varacak ben ne kadar çabalasam da. ruhani yakarışlar son bulacak ve manasız bir kelime kurtuluş olacak.

ama daha zamanı var.

tarihsiz

böbreklerim suyla dolu, ağzımsa küfürlerle. zihnimse boş kalmış böbreklerimin ve ağzımın aksine. düşlerim kamaşıyor günleri düşündükçe. saymıyorum zamanı artık. sobalı bir evde yaşıyorum ve mahremiyetim üşüyor. ısınamadı gitti ruhum. ait olmadığım bir şehirde gelecek tasarlıyorum, ait olduğum şehirden ise korkuyorum artık. her şey yalanla ciltlenmiş. sıkıntı had saffada.

boş bir güne, dolu bir yaprak çeviriyorum, hatıralarla yüklü. tarihsel hatalar yapmak lüks olmuş gitmiş yitik hayatların kapısında.

ağzım acı. dişlerim yumuşadı. güçlü kuvvetli bir küfür savurmak lazım hayata.

en çok ben

ince ve garip bir hüzün...azıcık çaresizlik. biraz da bezginlik. saçmalık, kararsızlık, özentilik.

anlamsızlık, anlayamamak, kelimeleri -doğru olanları- bulamamak.

ama güzel yine de...

yalnız(ca)

yalnızlık acıtır insanı. yalnızlık acıdır çünkü. kanatır teni sorgusuz sualsiz. bıktırır insanı aptalca. sıkıcıdır, boştur, anlamsızdır. yazmak gibidir de bazen. veya paslanmak gibi. evet paslanmak doğru kelime burada.

yalnızım
yalnızsın
yalnız...

olmak

can sıkıntısıyla kavrulan yüreğim darlanmakta. hayat çok boğucu bugün. yorgun bakışlar süslemekte aynaları. kendine yabancılaşma zamanı gelmiş çatmış. saatler durmuş, gök grileşmiş. ahlaksız gülüşler dolduruyor kulakları. çay kırmızısı bir aşkı yaşamayı istemek artık imkansız. saklı acılar var hazinemde. gizliyorken hayalleri küçük sığınaklara, arsız şeytanlar gelip basacak benliğimi. ağırlaşacağım. taşımayacağım hislerimi. sonra da gidip satacağım onları bit pazarında, veya saçmalıklar sofrasında. sıkıntı ele geçiriyor ruhumu.

kısık sesle konuşmak lazım, tanrı uyuyor çünkü. bir bozgun uykusu bu. yenilgiden sonra her yer sessiz. büyük savaş artık bitmiş. biz inananlar yenilmişiz. dünyaya korkunç bir inançsızlık ve itaatsizlik hakim. kaos her yerde. kırmızı alevler yokediyor sevgiyi. kaçış yok.

umutsuzluk denizinde yüzüyorum sessizce. mavi balıklar görüyorum. kelimelerin keskin ekseninde dönerken harfler çaresiz dolaşıyorlar etrafımda. içim karanlık. son renklerimi de kaybetmişim kendimden habersiz. bu ne yorgunluk, bu ne bedbahtlık! dolup taşıyorum üzüntüyle.

işte şimdi de kör oldum, gözlerim terk etti beni. kulaklarım sağır, ellerim tutmaz oldu. sade oldum, ''sade''ce oldum. tıkandım, nefes alamaz oldum. manasız oldum, saçma oldum.

ama oldum...

-----

gözyaşlarımın tuzu var damağımda. dilim acıyla kavrulmakta. sonsuz gibi geçen saniyelerde düşüncelerim çaresizleşiyor. artık ne düşüneceğimi bile bilmiyorum. belki de bilmemek en iyisidir. karar veremiyorum.

sadeliğin sıkıcı evreninde kendime bir sığınak yarattım. gezegenler geçip gidiyorken yanı başımdan bana kurumuş gül yaprakları atıyorlar. elimi kaldırıyor ama tutamıyorum.

bugün hiç havamda değilim.

çöküntü

çökmüş ruhların enkazında arıyorken sevgiyi ayağım bir cesede takılıyor. tökezliyorum ama düşmüyorum. bir dala tutunmuş gibi sağlamım. ileride bir cadı görüyorum, bana çirkin elini uzatıyor. varlığını umursamıyorum.

benliğim satmışken şarap ve ekmeğe, ellerim tuzlanıyor aniden. gök başıma kadar iniyor. korkmuyorum, sadece şaşkınım. cesaretime şaşırıyorum. manasız gülüşlerinde hayvanların düşünüyorum karanlık geleceği. iğrenç kalabalıklara karışmak son arzum.

özgürlük

özgürlük...yalvaran gözlerle bakan bir melek. kanatları yolunmuş ama. beyaz elbisesi pislenmiş. kalbi kirlenmiş. batağa saplanmış. çamura batmış. çaresiz bir koyun gibi ağlamaklı...

özgür olmanın manasız arzusu yakıp kavuruyor yürekleri. duru sularla yüz yıkar gibi özgür olmak istiyor insanlar. oysa kendimize tutsağız. ve unutmuşuz bu esaretimizi. yalan yanlış şarkılarla kandırırken insanlar kendilerini çocuklara şeker dağıtır gibi bakıyorlar. son umut çıkmış gitmiş arka kapıdan. ama kimsenin haberi yok bundan.


sahtelikler uçuşuyorken havada gökyüzünün maviliği artık anlamsız.

karanlık

karanlık bir gün...tüm ışıklar kaçmış delicesine. yalnızca hayaletleri dolanıyor ortada bilinmezliklerin. soruyorum kendime ''neredeyim?'' diye... ama bir cevap yok. suskunluk hakim yüreğimde. sualler çarpıyor yüzüme sertçe. anlamsız ifadeler buluyor beni yine. saklanmak istiyorum ama saklanacak hiç yer yok. son kaçışlarında erdemlerin, dünya çoktan unutmuş gitmiş göksel güçleri. tanrısallık manasını yitirmiş, melekler öldürülüp kuru dallara asılmış. son çok yakın. dünyanın bitişinde halen umut var mı bilemiyorum. açmazlara sürüklenirken acımasız şeytanlar ele geçiriyor bedenimi. çaresiz teslim oluyorum.ukala cinleri cehennemin alay ediyorlar benimle. dayanılmaz bir ağrı var kalbimde. göğsüm sıkışıyor, kanım çekiliyor damarlarımdan. iliklerim kuru. yardım çığlıkları atarken ebedi mahkumları cehennemin, ben sadece kulaklarımı tıkıyorum. şimdi derin bir sessizlik hakim. kanatlanıp giden hayaller tokat atıyorlar bana. bakakalıyorum.tanrıyı uyandırmak lazım. ama ondan önce bir tanrı yaratmak lazım.

yağmur

yağmur yağıyorken dudaklarıma, düşlüyorum imkansız gerçekleri. her nefes aldığımda bir melek daha çekiyorum ciğerlerime. bugünün anlamsız varoluşunun izdüşümüne sığınıyorum sessizce. aşk parmakuçlarıyla dokunuyor tenime yavaşça. hücrelerime kadar hissediyorum onu ve soruyorum: hani, nerede?

düşsel komediler sahnelenirken sokaklarda, herkes derin bir uykuya dalmış. sadece ben uyanığım, çünkü uyku acı veriyor gözlerime. dili tutulan korkular gibi umarsız bir çığlık koparmak geçiyor içimden. korkmadan yürümek istiyorum karanlığa.

tek başına tüketirken şehveti, damarlarımdaki kan çekiliveriyor. iliklerim kurumuş, beynim uyuşmuş. artık düşünemiyorum. düşüncelerimi çaldılar benden. soğuk sokaklarını arşınlıyorken aşkın, birden kelimelerin kifayetsizliği alıyor beni benden. içi boş hecelerle cümlesiz bir hayata başlıyorum.

doldururken ağzımı manasız harflerle çok yoruluyorum ve dinlenmek istiyorum. kelimeler keskin.

dudaklarım kanıyor...

-sıkıntı-

acıtıyorum kendimi,
kanatıyorum tenimi.
soyarken derimi
büyütüyorum kederimi.

-----

bir çığlık duydum sanki,
korktum çokça,
kalbim bedenimden ayrıldı,
tutamadım avucumda
acının doruklarında
bir soru sordular bana,
bilemedim.

bıkıyorum

kanıyor dudaklarım
ellerim acıyor,
düşsel gerçekliğinde
aşkın.

derinlerimde,
ta derinlerimde
etimde, kemiğimde
hücrelerimde
bir de kaderimde
ve kederimde
bulunmaz bir hata
tarifsiz bir acı var.

anlatış

taranmış saçlarımla sana geliyorum. darmadağın olmuş suratımı kabul edecek misin? küskünüm çok. saydamlaşmış vücudumda görebiliyorken tüm kederimi, umarsızca çırpınıyorum. anlamsız çabalarla yoğrulmuşum. yürürken mezarları başında kargaların, yokolmamak için dua ediyorum sürekli. bunaltıcı hava tenimi acıtıyor. soyuyorum derimi. her katmanda tarifsiz bir acı. hücrelerime ulaştığımda karşımda yine o derin boşluk. varolmak istiyorum gülünç bir biçimde. kelimeler yoruyor beni. artık taşıyamıyorum yüklerini. kaderime boyun eğmeden önce son bir şans diliyorum tekrar doğmak için. belki kutsal ışıkta yıkanır ve öderim günahlarımın bedelini. korkunç bir ses duyuyorum, korkunun çığlığı bu. çaresizce karanlığa koşuyorum ama bulamıyorum ışığı. yaşamsal endişelerimi taşırken göğsümde, yüreğimi söküp atmak istiyorum. ama hayır, kalın halatlarla bağlamışlar onu bana. kaygılarım gözlerimi yaşartıyor ve ''sus'' diyorum kendime, sus ki seni bulmasınlar. sonra...sonrası yok işte...

hastalık

korkunç fiziksel acılar. dayanılmaz ruhsal ağrılar...hastalık sadece bedenin çaresizliği midir? ruh ta çıkmaza giremez mi? yüreksel sıkıntılar sardığında bedeni, çıkmaz sokaklarında dolaşılır hayatın...boş inançlar tanrısal erdemleriyle hükmeder zihne. yorgun dudaklar gözetlerken tutkuyu, şehvet çoktan çıkıp gitmiştir sessizce... gülünçlük diz boyu. rivayetler dolaşır etrafta sorumsuz hayaletler gibi. düşünceler uçuşmaya başlar ve gidip sorumsuz bir aşığın omzuna konarlar, aşkı bozmak için. kıskanç kuşlar dedikodusunu yaparlarken arsız gözlerin, eller çoktan bulmuştur işleyecek yeni bir günah. suçun kalbi atarken delicesine, yalan ağlamaktadır hırsından.

şaka gibi bir trajedi hakim yine caddelere...

sıkıntı

iç sıkılması, ruh daralması...yağmurlu bir gün. ruhum daralıyor. bunalmış tüm düşüncelerim. kendime hapsetmişim kendimi. kaçmak artık imkansız. tüm çıkışlar kapalı. yokolmak üzere olan bir evde mahsur kalmışım sanki. yorulmuşum da, bacaklarım artık tutmaz olmuş. günler çok kara...

nedir ki sıkıntı? kendi kendimize veremediğimiz sözleri tutamamak mı? veya kendimizin icat ettiği bir oyunda yenilmek mi? yüreğimizi gerçekleşmeyecek yalanlarla avutmak olabilir mi? saçmalık hepsi, hem de koca bir saçmalık...oyunun kurallarını bildiğimize göre kaybetmek niye?

kifayetsizleşiyorum sanki bu yalın günde...

mor

korkularını da al git, yalnızlığını bırak bana. onu solumak, hücrelerime kadar hissetmek istiyorum. açılmış bağrıma hançerini sapla. kan aksın sonsuza dek. barış kuşlarını gönder de yesinler, bitirsinler kalbimi. bana çiçekler ver, eşi benzeri olmayan, kimsenin gitmeye cesaret edemediği dağlardan toplanmış. onların kokularıyla yıkanıp arınmak istiyorum kirimden. ağlat beni, gözyaşlarımın tuzu yaksın tenimi ateş gibi. acılarını ver bana, damarlarımı kessinler, unuttursunlar tüm benliğimi. kırılmış kemiklerimle mor rüyalar görüyorum, sadece sana vermek için. kır beni, parçala, yok et.

artık varolmak istemiyorum...

nedir ki

hayat, seçimlerimizden değil, bize seçtirilenlerden ibarettir. özgür olduğumuzu zannederiz ama aslında öyle değilizdir. özgürlük sadece bir illüzyondur. insanların her gece gördükleri ve gerçek olacağını zannettikleri bir rüyadır. rüyalar ise hayal ürünüdür. bilinçaltımızın bize oynadığı bir oyundur. oyunsa gerçeklik dışıdır. yalanın masumlaştırılmış şeklidir. sonuç nedir? özgürlük bir yalandır, insanlara yine diğer insanlar tarafından söylenmiş koca bir yalan...

ağlama

ağlama sakın, çünkü gözyaşların bedenime saplanan birer bıçak gibi. kristalden yapılmış gözyaşların, her bir tanesi birbirinden kıymetli. akıtma onları sakın, bir hiç uğruna. ağlayacaksan benim için ağla.

fin

beynim karıncalanıyor artık. düşünemiyorum. yorgunum çok, ve de ağlamaklı. bıkkınım, bezginim, korkağım, ürkeğim. neyim ben? sadece olumsuz sıfatlardan mı meydana gelmişim? kader çizgimi bulamıyorum avuçlarımda. yitip gideceğim sessiz bir gecede, hissediyorum...o son artık çok yakın.

hayvan

ne demişler, insanoğlu düşünen bir hayvandır...doğru demişler...hepimiz birer hayvan değil miyiz? modern dünyanın değişmeyen ekseninde çıkarcı birer yaratığa dönüşmedik mi? bedensel zevkleri her şeyin üstünde tutan, her daim hazzın doruğuna çıkmaya çalışan, dinmeyen bir açlıkla etrafına saldıran, bencil birer hayvanız bizler. pornografik yaşamlar sürüyoruz hayatın izdüşümünde. çirkin elbiselerimizle içgüdüsel hareket ediyoruz. evet, adına ''beden'' denilen elbiseler giymişiz hepimiz, şıklığımız tamamlansın diye de hergün farklı bir maske takıyoruz, aynen ortaçağ soyluları gibi...hayatsal fonksiyonlarımız bir cenininkiyle aynı, ama masumiyetimiz ise asla değil. yitip giderken yaşamın tozları arasında, arkamızda bir kaos ortamı bırakıyoruz. kirlenmişiz, bedenlerimizi sunmuşuz alçakça zevklere, ruhumuzu ise çoktan satmışız şeytana...varoluşsal problemlerimiz yıkmış bizi çürük bir bina gibi, kalbimiz ise parçalanmış, et pazarında satışa çıkmış...iğrenç bir haldeyiz ve bu iğrençliğin farkında olmayacak kadar da düşkünüz...hayvanları rahat bırakalım,halen düşünebiliyorsak...

sözcüklerin tanrısı

boş bir günde, boş bir sayfa açmak hayata, işte en zoru bu. sevgisizlikle yıkanmış vücutlarımızı birleştirsek ne olur? derin boşluklarında yüzeriz tutkunun. yüklediğimiz manalar benliklerimize alıp götürecek mi tüm kederimizi? mezarlarından kalkan ölüler gibi yeni bir başlangıç yapmak istiyorum hayata. zihnimin labirentlerinde aşkı eritmek istiyorum ve sonra sunmak onu ''özel'' birine...çalmak istiyorum kalbini ve sonra da yokoluncaya kadar da üstünde tepinmek. sözcükler acıtıyor beni, kendi yalanımı yaşamaya çalışıyorum ama izin yok buna. bir farenin çaresizliğini paylaşırken haykırmak dünyaya çok mu ayıp olur? çıplak kalıp kendini ateşe atmak mı daha cesurcadır yoksa tüm günahlarının bağışlanmasını dilemek mi tanrıdan? kendi kendinin tanrısı olamadıktan sonra varolmanın anlamı nedir ki? ama her şey zor. sözcükler tükürüyorlar yüzüme ve ben durduramıyorum onları. etlerimi parçalarken son hakkımı kullanıyorum: aşk...

boşluk

ağzım boş
kelimelerle oynayamıyorum
dolduramıyorum içlerini
bırakamıyorum onları
solduramıyorum tenimde
etimde, kemiğimde
benliğimde bir düğüm hepsi
anlamsız bir yalan gibi
veya acımasız bir çocuk,
bu aci yakmakta etimi.

beden

bedenlerin anlamsızlığı...beden denilen şey nedir ki? ruha giydirilmiş sahte bir elbise...bir kalıp. yargılama aracı. şekilciliğin doruk noktası. bir çeşit illüzyon. ruhun perdesi. sıkıntı sebebi. kaç kişinin bedenleri yüzünden acı çektiği bilinir mi? aynada karşılaştıkları manzaradan nasıl da acıyla nefret ettikleri? ondan kurtulmayı dilediklerini veya, her gece uykuya hazırlanırken? yalanların en büyüğüdür beden, ruhumuzu örter, gizler, örseler. bizi yalancı çıkarır...

aldatılmışlığı yaşıyoruz sıkıştığımız kalıplar içinde. en rahatsız kabımız bedenlerimiz. ah, bir kurtulabilsek ondan, hayat ne şen olacak... kalbimizden akan kan duracak, acımız dinecek. kendimizi seveceğiz. güzellik endüstrisi tarafından bize pompalanan kirden kurtulacağız. eşit ve özgür olacağız. özgürlük? sadece bedensizlikle mümkündür. fiziki ihtiyaçlardan arınmak, kalp ve beyinle bir bütün olmak, bu adi mezarlarımızdan çıkmak , tarifsiz bir mutluluk olacak aciz benliklerimiz için.

bedenimize bakmaktan kendimizi unuttuk. onu besliyoruz, bazen da aç bırakıyoruz, süslüyoruz, giydiriyoruz, yıkıyoruz...ama ne için? kabul görmek bu kadar mı önemli? ya ruhumuz? ona aynı ilgiyi gösteriyor muyuz? zihnimiz? onu beslemek için ne yaptık? hepimiz birer kukla olmuşuz bize dayatılan doğruların ışığında...

ben bundan kurtulmak istiyorum ve artık bedensizliği seçiyorum, özgür olmak için...