Bir kız vardı. Canı çok sıkılırdı. Hep huzuru arardı. Sonra bir gün içine bakmak aklına geldi. O da döndü, içine baktı. Ama orada gördüğü sadece karanlıktı. Kız korktu. Kız karanlıktan korktu. Kız kendinden korktu. Sonra üşüdü, hem de nasıl üşüdü, off çok üşüdü! Çünkü içinde onu ısıtacak hiç ışık yoktu. O da sordu içine "neden?" diye. "Neden benim içimde hiç ışık yok? Nedir bu içimin karanlığı? " Karanlık o kadar boştu ki, sesi yankılandı, yankılandı, yankılandı...Kız daha çok korktu bu kez. Sonra yine sordu: "Nedir bu içimin soğuğu? Hiç ısınmayacak mıyım?" Bu kez sesi çıkmadı, çıkamadı. Heceler birleşmedi, kelimeler ıssız kaldı. Damarlarından huzuru, hücrelerinden mutluluğu çekildi. Kız o an atomlarına ayrılacağını sandı. Ama ayrılmadı. Korktuğu olmadı. Birleşti, daha da çok, sımsıkı birleşti hücreleri. Kız düşündü, bu sefer içine değil de, o çok korktuğu karanlığa sordu sorusunu. "Sen neden içimdesin? Neden bu kadar siyahsın, soğuksun?" Karanlık önce sustu. Daha sonra güldü, güldü, öyle bir güldü ki...Kahkaları kesilmedi. Kahkahaları ürkütücüydü. Kız ürktü. Konuşmaya başladı karanlık, gülmesini tutmaya çalışarak: "Beni sen yarattın,kız. Ben hep içindeydim. Yalnızca sen farkımda değildin." Kız şaşırdı, sonra sordu: "Peki senden nasıl kurtulacağım ben?" O vakit karanlık, geceden de siyah, en siyah, gürledi: "Nereye gidersen git, içinin karanlığından kaçamazsın." Ve kızı yuttu gitti...
4 yorum:
Kendi karanlığına aydınlığını saklama.. Bak yaz geldi, aşk geldi.. Biraz yüzünü güneşe dön küçük cadı :)
:) döndüm bile güzel kontes :)
Biraz geç olmadı mı yağmur kadın :D
:)) güzel kontesim, yağmurların gelmesini bekledim :)
Yorum Gönder